Yozgat ekonomisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yozgat ekonomisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Kasım 2010 Pazar

tarım ve hayvancılık, Yozgat ekonomisi, Yozgat tarihi, Yozgat çiftçileri

1907 yılı itibariyle Yozgat’ta 774 adet deve, 35 bin 77 adet inek ve öküz, 4 bin 345 adet manda, 2 bin 746 adet at-kısrak ve bargir, 19 adet ester (katır), 10 bin 150 adet merkep, 70 bin 171 adet tiftik keçisi ve 75 bin 878 adet koyun bulunuyormuş.

Geçen Kurban Bayramı’ndan önce Yozgat’ın Sorgun İlçesi’nde açılan ve çok yakında Sarıkaya İlçesi’nde de hizmete açılacak olan canlı hayvan pazarları, Yozgat’ın hayvancılık alanında sahip olduğu eski şöhretini de akıllara getiriyor.

Taha Niyazi Karaca’nın Türk Tarih Kurumu tarafından yayınlanan “Ermeni Sorununun Gelişim Sürecinde Yozgat’ta Türk Ermeni ilişkileri” isimli kitabında, Yozgat’ın ekonomik ve sosyal durumu hakkında ayrıntılı bilgiler veriliyor.

1 Mayıs 2010 Cumartesi

Et sıkıntısı çeken devlet, Çapanoğlu Ahmet Ağa’dan İstanbul’a koyun göndermesini istemiş

Hükümet, et fiyatlarının anormal bir şekilde yükselmesi üzerine, fiyatların normal seviyeye düşmesini sağlamak amacıyla Avrupa ülkelerinden et ithal etme kararı aldı.

Et sıkıntısının gündemde olduğu bugünlerde, Yozgat Müzesi’nin internet sitesinde yer alan bir bilgi, 18’inci yüzyılda yaşanan et sıkıntısının giderilmesine Yozgat bölgesinden yapılan katkıya işaret ediyor.

Sitede yer alan bilgiye göre, “1755’de İstanbul’da ortaya çıkan et sıkıntısını gidermek üzere koyun göndermeleri karşılığında, Bozok Sancağı malikâne olarak Çapanoğlu Ahmet Ağa’ya verilmiş.”

Aynı bilgi, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın internet sitesindeki Yozgat sayfasının “Genel Bilgiler / Tarihçe” kısmında da yer alıyor.

17 Mart 2010 Çarşamba

Yorum – Özlem Çelikkaya
(17 Mart 2010 / yozgathaber.com.tr)


“Tarihte yaşanılan “Çerkez Ethem” olayları ve beraberinde yaşanılan yağmalama sürecinde, o dönemde sanatkâr konumundaki Ermeni ve Rum asıllı Türk vatandaşlarının büyük bölümünün İstanbul’a göçe zorlandıklarını biliyoruz...

Sonraki yıllarda, önce Alevi kökenli insanların, ardından da Abdal ve Çingen dediğimiz esmer vatandaşlarımızın göçleriyle Yozgat elindeki tüm renkleri birer, ikişer kaybetmesiyle birlikte, tüm alanlardaki çöküşünü, gerilemesini hızlandırdığı görünümü ortaya çıkıyor...”

3 Mart 2010 Çarşamba

Birileri yapsın ben eleştireyim devri geçmiştir

Sürmeli Festivali’nin hazırlık toplantısında konuşan Vali Çiçek, festivalin en güzel şekilde olması için bütün Yozgatlılara ve kamu görevlilerine görevler düştüğünü belirterek, “Artık, ‘birileri veya bir kurum yapsın, ben eleştireyim’ devri geçmiştir” dedi. Vali Çiçek, Yozgat’ta yakaladıkları bu birliktelik sayesinde çok güzel gelişmeler olduğunu ifade etti.

4 Ocak 2010 Pazartesi

7 yıldır sürdürülen çalışmaların sonunda
Yozgat el sanatları yeniden canlandırılıyor

2003 yılında başlatılan “Yozgat El Sanatları ve Giyim Kuşam Atlası” projesi, ilk meyvelerini vermeye başladı.

Yozgat el sanatlarından “ince cicim” dokumalarının yeniden canlandırılması amacıyla, Kastamonu’nun Tosya ilçesinde yaptırılan dokuma tezgâhı Yozgat’a getirildi. Bozok Üniversitesi Halıcılık Bölümü mezunu 8 kişi, “ince cicim” eğitimi görecek. Halk Eğitim Merkezi Müdürü Burçin Ergen, ilk aşamada 5 adet dokuma tezgâhı siparişi verdiklerini belirterek, Yozgat’a mahsus bu dokuma sanatını yaygınlaştırmak ve seri üretime geçmek istediklerini söyledi. Böylece, bayanlara iş imkânı sağlanacak; Yozgat’ın hem kültürü, hem de ekonomisi canlandırılacak.

2 Ağustos 2009 Pazar

Hasret...

Mevsim itibariyle bu günlerde insanlar akın akın ya deniz sahillerine gidiyor ya da doğup büyüdükleri anayurdu olan memleketine gezmek, sılayı rahim yapmak için binlerce km. yol katederek geliyorlar. Binbir meşakkatle tatil için...

Gözleri görmüyor hiçbirşeyi, bunca yol katetmelerine rağmen. Yorulmuyorlar, tepelerine inen sıcağa aldırış da etmiyorlar. Yeter ki; menziline ulaşsın kazasız belâsız...

Uzun yıllar olmuş ayrılalı memleketlerinden. Kimisi bağ beklediği, kimisi koyun otlattığı, kimisi de kırda bayırda dolaştığı günleri hatırlıyor olmalı. Kır bekçiliği yapmış, ekin ekmiş, ekin biçmiş, sap saman sürmüş, hayvan otlatmış, kurt görmüş, kuş görmüş... O günlerin özlemini gideriyor bu günlerde.

12 Mayıs 2009 Salı

Üzüm bağlarıyla birlikte, Yozgat’ın hem ekonomisi, hem kültürü canlanacak

Yozgat Valiliği’nin çalışmaları sayesinde, 1970’li yıllardan başlayarak kaderine terkedilen üzüm bağları yeniden canlanıyor. Çalışmalar sonucunda, 3 yılda 262 dekar bağ alanı oluşturuldu. Yozgat’ta bağcılığın geliştirilmesi ile, Yozgat’ın sadece ekonomisi değil, kaybolmaya yüz tutan “bağbozumu kültürü” de canlanacak.

‘Köy ruhu’ kaybedilince, hayatın tadı kalmadı

Yozgat’ın köylerinde, üzüm bağlarının sosyal hayatta özel bir yeri, özel bir neşesi, tarifsiz bir coşkusu vardı. Kimilerine göre, geçen yıllar içerisinde, köylerden ilçelere, ilçelerden şehir merkezine, oradan da başka şehirlere yapılan göçler neticesinde, bağlar sahipsiz ve ilgisiz kaldı. Kimilerine göre ise, bağların kuruyup yok olmasının asıl sebebi, bağ sahiplerinin ‘köy ruhu’nu kaybedip tembelleşmeleri…

Sitemkâr Yozgatlılar, “Millet şehirli olacağım, modern olacağım derken, köyün güzelliklerini unuttu. Hayattan tad alamaz hâle geldi. Ne köylülüğün hakkını verdi, ne de şehirli olabildi” diye iç geçiriyorlar…

Ancak, Anadolu’nun en önemli folklorik unsurlarından birisi olan bağbozumlarının büsbütün yok olmasından endişe edenleri umutlandıracak gelişmeler yaşanıyor.

Türkiye’nin önemli tarım bölgelerinden birisi olan Yozgat’ta, yöreye özgü yaş üzüm üretimini artırmak için eski üzüm bağları ıslah ediliyor, yeni üzüm bağları oluşturuluyor.

Bağlar, 1970’lerden itibaren kaderine terk edildi

Yozgat Valisi Amir Çiçek, 1970’li yıllara kadar üretilen sofralık yaş üzümün bölge çiftçisinin önemli geçim kaynaklarından olmasına rağmen, sonraki yıllarda bağların bakımsızlıktan kaderleriyle baş başa kaldığını söylüyor.

1991’den itibaren bağcılığı geliştirmeye yönelik uygulamaya konulan proje kapsamında il genelindeki üzüm bağlarının tesbiti yapılıp, kurtarılabilecek durumda olanların bakımları yapıldı. Sonraki yıllarda da, isteklilere bağ çubuğu dağıtılıp yeni üzüm bağları oluşturuldu.

Yozgat Valiliği’nin kontrolünde sürdürülen çalışmalar, Tarım İl Müdürlüğü tarafından hayata geçiriliyor.

3 yılda 262 dekar bağ alanı oluşturuldu

Bu konuda son açıklama, Yozgat Tarım İl Müdürü Abdullah Ertuğrul’dan geldi. Ertuğrul, bu yıl içerisinde 60 çiftçiye 23 bin 100 adet aşılı bağ çubuğu dağıtarak 105 dekar alanda bağ oluşturduklarını bildirdi. Ertuğrul’un verdiği bilgiye göre, 2006 yılından bu günekadar sürdürülen bağcılığı geliştirme çalışmaları kapsamında, bu yılla birlikte toplam 166 çiftçiye 55 bin 325 bağ çubuğu dağıtılarak, 262 dekar alanda bağ oluşturuldu.

Pekmez ve çalma tesisleri kurulmalı

Yozgat Valisi Amir Çiçek, Yozgat’ta üretilen sofralık yaş üzümün diğer bölgelerdekinden oldukça farklı olduğunun altını çiziyor. Vali Çiçek, Yozgat’ta üretilen yaş üzümlerin kabuk zarının çok ince olması sebebiyle tanelerin içinin net olarak görüldüğüne işaret ediyor. Yozgat üzümlerinin şırasının fazla ve oldukça da tatlı olduğunu belirtiyor. Çiçek, özellikle pekmez ve ‘çalma’ yapılarak piyasaya sürülebilen bu üzüm türünün yeniden canlandırılması için çalışmaların devam ettiğini kaydediyor.

Vali Çiçek, üretilen üzümlerin değerlendirilmesi için pekmez ve çalma üretim tesislerinin kurulması gerektiğini düşünüyor.

Bağların kültürel boyutu ihmal edilmemeli

Yozgat’ın köylerinde, üzüm bağlarının sosyal hayatta özel bir yerinin olduğu belirtilirken, bağbozumlarının Yozgat kültürü açısından taşıdığı önemin gözardı edilmemesi ve o sosyal ortamların yeniden canlandırılması gerektiği ifade ediliyor.

Yozgat’ın Sarıkaya ilçesinde görev yapan bir Türkçe öğretmeni, eski bağbozumlarını şöyle anlatıyor:

Her bağbozumu bir şenlik, bir şölen gibiydi

“Eylül soğuklarının, akşamüstlerinde kendini hissettirmeye başladığı günlerde, köy halkı at arabalarına, kağnılara, (sonraki yıllarda da traktörlere) atlar, mümkün olduğunca ‘hep beraber’ olmaya özen göstererek, genç kızların ve onlara özenerek kafileye katılan 35-40 yaşındaki hanımların manileri eşliğinde tozlu bağ yollarına dizilirlerdi.

Eşyalar bir ağaç altına indirildikten sonra, sıra yemeği daha iştahla yedirtecek ‘işe koyulma’ bölümüne gelirdi: Herkes eline bir sepet alarak bağ kütüklerine yanaşır, olabildiğince hızlı hareket ederek üzümleri toplamaya başlardı. Bu arada, her şeyden bir oyun ve keyif çıkartmada mâhir olan neşe dolu çocuklar, bir asma kütüğünün dibinde üzüm tanelerini kemiren bir kaplumbağaya rastlayınca, yaptığı hırsızlığın cezasını, onu ters çevirerek verirlerdi… Bu ceza, merhametli bir büyüğün “Etme oğlum; onın da canı var... Allah var yukarıda!” uyarısına kadar devam ederdi…

‘Ağır adamlar’ belli belirsiz, içe dönük tebessümlerle gençlere talimatlar verip hizmet beklerken, nüktedanlar nükteleriyle, muzipler şakalarıyla, günün neşesine neşe katarlardı…

Bağbozumu, köy halkı için bir panayır, bir şenlik, bir şölen anlamı taşıyordu. Her aile, kendi ekonomik durumuna göre, bir kuzu, birkaç tavuk ya da iri bir ‘baba hindi’yi yanlarında götürmeyi ihmal etmezdi. Çünkü bağbozumu aynı zamanda, bağda ağaçlar arasında verilecek ziyafetler dizisi demekti... Bu açık hava ziyafetlerinde aileler birbirlerine ikramda bulunmakta adeta birbirleriyle yarışırlardı…”